28 Şubat 2016 Pazar

CHATHAM HOUSE ve SİYONİST BAĞLANTILAR

                  CHATHAM HOUSE ve SİYONİST BAĞLANTILAR

2014'teki yazımız


-İngiltere (Aristokrat soylu ve zengin aileler)


-Abd,İsrail (kardeşliği)

-Vatikan (Papalık)

Dünyada egemen oldukları ülkelere barış ve huzur getirme vaadiyle kölelik ve elde etme sistemini getirdiler,sömürdüler,ele geçirdiler,kaos çıkarıp savaş çıkardılar.Savaşanlara silah sattılar.Dünya’da zayıf ve tutarsız olan ülkeler bu güçlerin hedefi oldular.Elde etmek istedikleri Ülkelerde yerlesştiler,yönetimlerini ele geçirdiler,Liderlerini belirlediler.
İşte bunlardan biriside,İngiltere’nin Derin devleti  “CHATHAM HOUSE”


   İngiltere’nin Yahudi Lobisi ve Derin Devleti olarak bilinen “CHATHAM HOUSE”’un meşhur ödülüne; hatırlar iseniz Sn.Abdulah Gül’ü layık bulmuşlardı. Siyonizmin Küresel hâkimiyet projesinin ve GİZLİ DÜNYA DEVLETİ’nin, İngiltere’deki bu merkezinin Sn. Abdullah Gül’e olan sıcak alakası, acaba nereden kaynaklanmaktaydı?

Chatham House “Derin Dünya Devleti’nin stratejik hamlesidir.

Bu anlamda İngiliz derin devleti bir aristokratik kolej gibidir. Merkezinde, çekirdeğinde Kraliyet ailesi, Lordlar kamarası uzantılı bir “soylular” yapısı ve onların özellikle güvenlik bürokrasisi içindeki MI5, MI6 gibi birimler görülmektedir. Hatta Exeter, (Sn.Abdullah Gül’de bu üniversitede eğitim almıştır)  Oxford, Cambridge gibi üniversitelerin yönetim kademesi bile bu ağa dahildir. Bu şeytani yapının entelektüel boyutunu hazırlayıp eğitmek ve kadro devşirmekle görevlidir. Bu anlamda “İngiliz derin devleti” aristokratik bir Anglo-Sakson elitler temeli üzerinde kurulu gibi görünen Yahudi güdümlü bir yapı arzetmektedir.

Siyonist Yahudi güdümlü İngilizler dünyayı yönetmek için önce akıl ve bilgi gerektiğini sezmişlerdir. O yüzden ki gizli servislerinin adı “Intelligence Service” (Akıl, zekâ, idrakle ilgili) tir. Bu nedenle strateji oluşturmak için bilgiye dayalı, entelektüel faaliyetlere özel bir itina göstermişlerdir. Tüm egemenlik ve ele geçirme  politikalarını bunun üzerine geliştirmişlerdir.
İşte bu kuruluşların başında ise “Chatham House” diye bildiğimiz “Royal Institute for International Affairs” (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) gibi sivil görünümlü ”think-tank” (düşünce kuruluşu) gelir. Ancak Chatham House İngiliz menşeli olsa bile gerçekte çok daha büyük bir “Küresel Oyuncu”, strateji,belirleyici çizicidir. Dünya çapındaki “küresel ağ”ın önemli bir merkezidir. Temelinde Siyonizmin “Tek Dünya Devleti” tasarımının olduğu “Küresel Kraliyet” projesinin öncülerindendir.Aslında araştırdığımızda daha derinlere indiğimizde göreceğizki;
Kökeninde “Yuvarlak Masa”nın Majestik Otel Toplantısı görülecektir.
30 Ma­yıs 1919’da Pa­ris Ma­jes­tic Otel’de bio ‘Ra­und Tab­le’ (yu­var­lak ma­sa) top­lan­tı­sı gerçekleştirildi. Yuvarlak Masa’nın fikir babası Ox­ford Üni­ver­si­te­si pro­fe­sör­le­rin­den John Rus­kin’di.Kökleri 1877 ye kadar  uzanan bu köklü yapının Girişimcileri arasında John D. Roc­ke­fel­ler, John P. Mor­gan, And­rew Car­ne­gie, Ma­yer A. Rotsc­hild ve Ce­cil Rho­des beş­li­si başı çekmişti ve hepsi Yahudiydi. Bize I. Dünya Savaşı sonrası koşulları dayatanlar da bu Siyonistlerdi.

I.Dünya savaşı bittiğinde Dünyaya şekil vermek düşüncesini güdenlerde bu yapının temel taşlarıdır.

Ge­le­ce­ği el­le­rin­de bu­lun­dur­mak is­te­yen güç­ler, bu­nun için ha­re­ke­te geç­mişti. Bu toplantıda bir Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Institute of International Affairs) kurulması kararı verildi. Kuruluşun başına ise Astor ailesinin başı John Jakop Astor Yahudisi getirildi. Söz ko­nu­su grup, 5 Ha­zi­ran’da bir da­ha top­lan­dı ve olu­şu­mun tek bir or­ga­ni­zas­yon ola­rak de­ğil de bir­bi­ri­ne bağ­lı bir ağ ola­rak ku­rul­ma­sı­nın da­ha uy­gun ola­ca­ğı so­nu­cu­na var­dı ve so­nun­da ba­zı ‘think-tank’le­rin ku­rul­ma­sı ka­bul edil­di.Bun­lar ara­sın­da ABD mer­kez­li “Co­un­cil on Fo­re­ign Re­la­ti­ons” (Dış İliş­ki­ler Kon­se­yi / CFR), Lond­ra mer­kez­li Kra­li­yet Ulus­la­ra­ra­sı İliş­ki­ler Ens­ti­tü­sü-Ro­yal Ins­ti­tu­te of In­ter­na­ti­onal Af­fa­irs (RI­IA), yani ‘Chat­ham Ho­use’ en önemlileriydi. Olu­şum­la­rın ba­şı­nı çe­ken ise Yahudi asıllı Rotsc­hild’la­rın Gü­ney Af­ri­ka’da­ki ta­şe­ro­nu Lord Alf­red Mil­ner’di. Ar­tık ‘Ye­ni Dün­ya Dü­ze­ni’ için kol­la­rı sı­va­ya­bi­lir­ler­di. Bun­dan son­ra Ba­tı dün­ya­sın­da ba­şı çe­ke­cek olan dev­let­le­rin dış po­li­ti­ka­la­rı­na bu ku­rum­lar yön ve­re­cek­ti.

 “Chatham House Kuralı” 

 konuşmalar dışarı sızdırılamaz, sızsa bile konuşmacının kimliği gizli tutulması gerekirdi.


Tarihsel sıralama olarak 1920 yılında önce “Chatham House” kurulup faaliyete geçirildi. (Bir anlamda daha sonraki yapıların hepsinin lokomotifi “Chatham House”dır diyebiliriz.)

Onu 21 Tem­muz 1921’de New York’ta ku­rulan “Co­un­cil on Fo­re­ign Re­la­ti­ons” (Dış İliş­ki­ler Kon­se­yi / CFR)’ın kuruluşu izledi. Ku­ru­cu­la­rı Wal­ter Lip­mann ve J.P. Mor­gan’dır. CFR’nin ilk baş­kan­lı­ğı­nı Se­natör Rudy Bosch­witz, fah­ri baş­kan­lı­ğı­nı ise ulus­la­ra­ra­sı ban­ker­lik şir­ke­ti Kuhn-Le­ob Co.’dan Eli­hu Ro­ot üstlenmişti. Pa­ul War­burg, Ot­to Kahn ve Ja­cob Schiff ise önayak olanlar Yahudilerdi. New York’un 68’in­ci Cad­de­si’nde ta­ri­hi bir bi­na örgütün merkezidir. Car­ne­ige Vak­fı, Roc­ke­fel­ler ai­le­si ve Wall Stre­et ban­ker­le­ri­nin ma­li des­tek­le­riy­le gelişmiştir.(Amerikan Merkez Bankası “Federal Reserve’nin özelleştirilmesini de bunlar önermişti. “Paradan para kazananlar” işte bu kesimlerdi.

CFR, Derin Dünya Devleti’nin “Politbürosu” veya “Merkez Komitesi” yerindedir.
 Derin Dünya’nın en seçkin kadroları buradadır. Roc­ke­fel­ler ailesi başı çekmektedir. ABD’nin küresel politikaları esas olarak burada çizilmektedir.Siyaset, medya, akademisyenler, istihbarat servisleri, büyük şirket ve bankaların üst yöneticilerinden oluşan son derece “seçkin” üyeleri her an hizmettedir. Uzun erimli hedeflerinin başında:  “Ulusal devletler”in çökertilmesi ve “Tek Dünya Devleti”nin kurulması gelir. Bunlar aynı zamanda dünyada “küresel sermaye” diye bilinen Siyonist şebekedir.

CHEMTRAİL DOSYASI


                                            CHEMTRAİL DOSYASI  

İklim  değişikliği, küresel ısınma olarak adlandırılan askeri Teknolojinin kullanıldığı ve gerçek anlamda ciddi  manada  eleştiri  ve karşı gelmelere  rağmen hala durmuyorlar. Bazı ülkelerde ve bizim ülkemizdede  halen bu zehirleme spreyi devam ediyor...!


Avrupa'da İspanya,Fransa, İtalya vs. ülkeler ki bu ülkeler arasında  ciddi  manada  bu işin üstüne düşen araştıran İspanya var  çok ciddi  çalışmaları var  ve karşı da gelmişler..Ama henüz  netice  olarak bir ilerleme  görülmemiştir. Bizde istedikki  İspanya gibi  kendi ülkemizde  bir haber alma , idrak edebilme, artık işin ciddiyetine  varabilme adına kampanyalar başlatalım  yazılar yazalım bildiriler hazırlayalım. Netice  olarak artık bilinçlenelim...!

İspanyol meteorologlar son zamanlarda ispanya semalarında yolcu uçaklarının iklim amaçlı kimyasal  maddelerin  püskürtme  harekatına bizzat şahit olmuşlardır.. Ki İspanya semalrı hiç bu  kadar  ilgi çekmemişti diyen bilim adamları  çok yoğunlukta..

Ve Devlet Meteoroloji Ajansları bu konuda  resmen bas bas bağırıyorlar. Çünkü bu uçaklar  ile sürekli gökyüzüne püskürtülen  Kurşun Dioksit-Gümüş İyodür ve diğer bileşikler  arasıdan Diatomit 
 DE, diatomitsi toprak, diahydro, kieselguhr, kieselgur ve Celite. Doğada bulunabilen, beyaz, tebeşirsi, sediment taşıdır. Ezildiği zaman çok ince, beyaz-bej bir toza dönüşür. Bu tozun aşındırıcı bir etkisi vardır ve porlu yapısı sebebiyle çok hafiftir. Diatomit,silikadan ve diatom fosillerinden oluşmuştur. Diatom sert kabuklu bir algae türüdür.Diatomit, filitrasyon uygulamalarında, orta kuvvette bir aşındırıcı olarak, mekanik böcek öldürücü olarak, sıvılarda absorban olarak, dinamitte adsorban olarak ve kedi kumu yapımında kullanılır. Kieselguhr denen türü yalıtım malzemesi olarak kullanım bulur.

Diatomlar, silika hücre duvarına sahip, tek hücreli,fitoplanktonlardır.  


Her ne kadar  Tarım ve Turizm için destek dense de  yağmur ve iklim için kuraklığa bir çare buluyoruz diye bunları yapıyoruz  deselerde  gerçekte işin arkası çok farklı  bu zehir spreylemeler ile ciddi  şekilde insanlar etkileniyor. Solunum Yolu hastalıkları ve ciddi şekilde  insanlar arasında  duygu ve sevgi emarelerinin blokajına insanlar arasında  sinirsel  hastalıklara yol açan  sorunlara  yol açıyor....!

Son yapılan araştırmalarda görüldü ki  bu uçak uçuşlarının bilhassa Tarım ve Turizm amaçlı  fayda getireceğinden  hareket ile uygulama  yapıyoruz  diyen birimlerin insanları aldattığı gerçekte işin aslı  tamamen bir  ciddi  kırma,kırılma,sekteye uğratma, deneysel ve kobaysal olarak insanlar üzerinde etkileşme yapmasını test ettikleri bir  kimyasal sabotaj planıdır...!

  Dikkat  ..!  Gelecek Yıllar   bu aşağılık ve iğrenç oyunların oynandığı  bir  sabotajlar zincirlerini  getirecektir....!

27 Şubat 2016 Cumartesi

Mehdi (Fatımi) Kimdir? Hassan Sabbah Bağlantısı ..?

Mehdi veya Ubeydullâh El Mehdî veya tam Arapca adıyla Ebû Muhammed ‘Ubeydallâh bin el-Huseyn el-Mehdî Billâh  (d. 31 Temmuz873 - ö. 3 Mart 934Fâtımîler Hâlifeliği'nin kurucusu, İslam tarihinde tek Şii Halifeliği ihdas edicisi ve Mısır ve Kuzey Afrika'nın çok büyük bir kısmında Fâtımîler hanedanı hükümdarı.
Ubeydullah El Mehdi 881'de ölen Razî Abdullâh (Hüseyin ibni ʿAhmed) adı ile bilinen İsmâililer'in gizlenen imamı olan babasının ölümünden sonra İsmâ‘îl’îyye Mezhebi'nin imâmlığına geçti.[1].

Halife olmadan önce

Ubeydullah El Mehdi 31 Temmuz 873'de "Asker-i Mektum" adi verilen bir kasabada dogdu. Babasi gizlenen Onuncu Ismailiyye imami olan Razî Abdullâh idi.
Abbasiler Devleti Bağdad'da kurulduğu zaman Ali ailesinden gelen ilerigelen Şiiler Abbasiler devletinin kurucularına karşı doğrudan doğruya şahsi tehlike doğurdukları için elemine edilmek hedefi ile çok şiddetli şekilde aranmaya ve tutuklanmaya başlamışlardı. Bunun siyasi karmaşıklık dolayısıyla İsmailiyye Şii Dâvah'sının kaybolmasını önlemek amacıyla Sekizinci İsmâilîyye İmâmından sonra gelen imamlar "gizlenen imam" olarak "davah"'larına devam etmişlerdi. Bu İmamlar Abbasi Devleti'inin politik merkezinden ve onların politik iktidar güçlerinden uzaklaşmak için İran platosundan çekilmişlerdi. Fakat Ubeydullah El Mehdi'nin babası gizlenen Onuncu imam olan Razî Abdullâh Sii Davah plan ve programınin daha kolayca devamını sağlamak amacıyla yine de devlet otoritesinden gayet gizli olarak kalarak Suriye'ye geçti. Batı Suriye'de bulunan Salamiye şehrinde gizlenerek ve burayı İsmâilîyye Şiilerinin gizli merkezi yaparak Suriye'den İsmailiyye Şiiliğini yaymak için yapılan çabaları kontrol etmeye başladı. Sonradan Fatimiler Devleti kurulmasına yol açan Davah üzerinde yaptığı faaliyetlerin başında İsmailiyye mezhebi prensiplerini yaymak için Yemen'e Ebu Kasım adlı gayet yetenekli birdâî göndermesi ve Kuzey Batı Afrika Mağrip'de İfrıkiye'ye, özellikle Kutama kabileli Berberler arasına, Ebu Abdullah El Şii adlı diğer bir yetenekli dâî göndermesi olmuştu.
Aslen Küfe'li bir Abbasi devleti memuru olan Ebu Abdullah El Şii adli dâi Kutama aşiretinen olan Berberleri ile 892'de Hicaz'a yaptığı Hac sırasından tanışmış ve onların İfrıkiye'de hüküm süren Ağlabiler hükümdarlarından çektikleri zulümden şikayetlerini fırsat bilerek, onların da daveti üzerine, Mağrib'e dai olarak gitmişti. 893'de Berber köylüleri aşiretler topluluğundan olan Sinhaca arasında yerleşip gayet başarılı olarak bu köylülerin arasında İsmailliye Şii mezhebini yaymaya başlamıştı. Şiiliğe döndürtürmüş olduğu bu Berber aşiretler topluğundan asker toplayıp bir güçlü ordu kurmuştu. Bu aşiret ordusu ile İfrıkiye şehirlerini birer birer eline geçirmeye başladı. Şii Dai'si olan Ebu Abdullah Şii bu fetihlerini Suriye'de gizlenen Onbirinci Şii imamı adına yapmaktaydı ve bu gelişmeleri çok yaygın ve etken olan gizli Şii istihbarat hizmetini kullanarak gizlenen Şii imama eriştirmekteydi. Bu başarılar üzerinen Salamiye'deki gizlenen İsmailliyye Şii imamını Suriye'den İfrikiye'ye davet etti.
Salamıya, Suriye'de İsmailiyye Şii gizlenen imamı olarak bulunan Razî Abdullâh oğlu olan Razî Abdullâh o sekiz yaşına geldiği zaman ölmüştü. Sekiz yaşında olan Ubeydullâh El Mehdî Onbirinci İmam olarak kabul edilip İsmailliyye Şiilerinin başına geçmiști. Babası İsmailiyye mezhebinin gizli organizasyonun idaresini oğlu yetişgenliğe erene kadar oğlunun amcası olan Said el Hayr'in elinde bulmasını vasiyet etmişti. Ubeydullah El Mehdi yetişgenlik yaşına vardığı zaman amcasının kızı ile evlilik yaptı ve kendisine naiplik yapan amcası da çok geçmeden öldü. Bundan sonra İsmailiyye mezhebinin tüm gizlenmiş organizasyonu ve idaresi gizlenen Onbirinci imam olan Ubeydullah El Mehdi eline geçti.
Ubeydullâh El Mehdî 299'a kadar Salamiye'de bir zengin olarak yaşayıp gizli imam olarak İsmailiyye Şii faaliyetlerini planlayıp kontrol etmekte iken kendine dış bileyen üç kardeşin kendini öldürmeye kararlı olduğu haberini aldı ve Suriye Karamatî'lerinin hücumlarına açıktı. Bu nedenle buradan ayrılamaya karar verdi. Oğlu ve 30 atlı ile birlikte Salamaiye'den ayrıldı; Humus'a geçti ve oradan bir tüccar kiyafeti bir kervana katılıp Tiberya yoluyla Ramla'ya geldi. Abbasilerin kendini gayet ciddice aradıkları haberini aldığı için burada iki yıl bir zengin tüccar gibi yaşadı. Sonra gizlice bir tüccar kiyafeti ile Suriye'den ayrıldı ve Mısır'a geçti. Mısır'da Abbasiler valisi, kendine Bağdad'dan gizli imamı tutuklaması için ciddi emirler gelmesine dayanarak, önce onu tutuklattı. Ama onun gizlenen İsmailiyye Şii İmamı olduğundan haberdar olmadığı ve Ubeydullah'ın kendini gayet inandırıcı şekilde alalade bir tüccar olduğuna Valiyi ikna ettiği için çok geçmeden Vali onu serbest bıraktı. Ubeyydullah El Mehdi karadan bir kervanla Trablusgarb'a geçti. Buranın valisi kendini tutuklamaya çalıştı ama başaramadı. Kaçabilen Ubeydullah kervanını ikiye böldü. Ebu Abbas adında bir müridi Kayrevan'a geçti ve orada Ağlabiler hükümdarı tarafından tutuklandı ve yargılanıp hapse atıldı. Ubeydullah el Mehdi ise Berberlerin Midrar kabilesine ait olan Sijilmasa'ya geçti ve oraya zengin bir tüccar gibi yerleşti. Buranın hakimi olan Yasa bin Midrar ile iyi ilişkiler kurdu. Fakat Yasa Ağlebiler hükümdarı olan Ziyadet Allah'dan aldığı bir mektuba dayanarak Ubeydullah El Mehdi'yi 5 yıl göz altında tuttu. Aglebiler Hükümdarı Ziyadet Allah Ubeydullah'ı kurtarmak için gelebilecek her tehlikeyi karşılamak için idare merkezini Kayrevan, Tunus'tan (günümüzde Cezayir'de bulunan) Konstantin'e nakletti. Bir askeri hücuma karşı direnebilmek için Bağdat'daki Abbası halifesi Müktafı'den askeri destek istedi; ama halifenin bunu sağlayacak mali ve askeri gücü bulunmamaktaydı. Eylül'de bazı Berber kabilelerine mensup askeri birlikler yakındaki Kaar Beleama ve Tubna kalelerini ellerine geçirdiler. Bunu üzerine Aglebiler hükümdarı tekrar merkezi olan Kayrevan yakınlarındaki Rakkada saray şehri kalesine çekildi.
9 Mart 909'da Abdullah bin Şii'nin ordusu ile Aglebiler ordusunu Laribus yakınlarında büyük bir mağlubiyete uğrattı. İfrikiye'nin Ağlabiler'in başkenti olan (günümüzde Tunus'da bulunan) Kayravan yakınlarında bulunan saray şehri Rakkada da Ebu Abdullah El Şii komutasındaki Berber ordusu eline geçti ve bu arada İfrikiye başkenti olarak kurulmuş olan Kayravan da Fatimiler eline geçti.
909 yılında Ebu Abdullah Şii emri altındaki Berber ordusu ile Sijilmasa üzerine askeri sefere çıktı. Bu seferde bu ordu önce yol üzerinde bulunan Hariciler hükümdarlığı altında bulunan "Tahert" devletini eline geçirdi. Sonra, ordu Sijilmasa'yı hakim Yasa ile yapılan küçük bir çarpışmada galip gelerek Sijilmasa'yı eline geçirerek Ubeydullah El Mehdi'yi, oğlunu ve maiyetini serbest bırakti. Bu ordunun komutanı olan ve İsmaliyye daisi olarak İfrikkiye'ye gelmiş burayı hemen hemen eline geçirmiş olan Ebu Abdullah Şii imamı olarak saydığı Ubeydullah El Mehdi'yi ilk defa burada gördü ve ona biat etti. Ebu Abdullah Şii ordusunun ve hükümü altında bulunan arazilerin hepsinin idaresini Ubeydullah El Mehdi'ye devretti. Böylece Ubeydullah El Mehdi'nin fiilen imamlığı açığa çıktı ve halife unvanıni da alarak bu arazileri kendinin kurduğu Fatimiler Devleti hükümdarı olarak idareye başladı.

Fatımiler devleti kurulması ve idaresi

6 Ocak 910'da Ubeydullah El Mehdi Rakkada'ya bir büyük alayla girdi. Kendisi bir siyah ipek cübbe giymişti ve veliahtı olan oğlu El-Kaim' de portakal renkli ipekten cübbe giymişti. Hüküm ettiği arazilerde bulunan tüm Arap ve Berber kabile liderleri ona biat ettiler. Yeni kurulan Fatımiler Devleti'nde İslam şeriat kurallarının uygulanacağı ve bu kuralların yasaklarının hiç toleranssız uygulanacağı ilan edildi. 11 Ocak 910'da Ubeydullah El Mehdi "Müminlerin Komutanı" ve Halife olarak ilan edildi. Bu sırada Bağdad'da sünnilerin kabul ettiği bir Abbasi halifesi hüküm sürmekteydi ve böylece İslam tarihinde ilk defa iki halife aynı zamnda hüküm sürmeye başladılar. Kuzey Afrika'da en son Sünni müslümanlara ait Aglebiler devleti böylece yıkıldı ve onun yerine İsmailiyye Şii İmamı ve halife ünvanları ile Ubeydullah El Mehdi hükümdarlığı altında bir teokrasi idaresi ile yönetilen Fatimiler Devleti kuruldu.
Ubeydullah El Mahdi dinsel İmam ve Halife ünvanlarını taşımaktaydı. Ubeydullah El Mehdi bunlar yanında dünyavı olarak devletini idareye başlamaya karar verdi. Ubeydullah El Mehdi'nin İfrikiye'ye gelmesine neden olan ve ordunun komutanı da olan dai Ebu Abdullah Şii onun sadece dinsel işlere bakacağını ve dünyavi işleri kendine bırakacağını sanmaktaydı. Fakat Ubeydullah El Mehdi kurulan devletin tüm idari dizginlerini ele alıp tüm devlet işleri ile yakından ilgilenmeeye başladı. Bu nedenle birinci Fatimi hükümdar/halifesi ile dai Ebu Abdullah Şii'nin arası açıldı.
Ubeydullah El Mehdi özellikle devlet maliye işleri üzerine eğildi. Kurulmuş olan Berberi ordusunun askerlerinin dinsel kuralların gerektirdiğinden fazla kazanç yaptıklarını iddia etti. Bu nedenle askerlerin ganimet olarak aldıkları gelirlerin bir kısmını geri toplamak için askerlerin para ve malları üzerine haciz koydurdu ve bunları toplamak büyük çabalar harcamaya başladı. Bu da Fatımiler ükümdar/halifesi ile dai Ebu Abdullah Şii'nin arasının daha fazla açılmasına neden oldu. .
Ebu Abdullah Şii'nin kardeşi olan ve toplanmış ordunun komutanlarından olan Ebu Abbas, halife ile kardeşinin arasınıdaki problemleri açıkça etrafta konuşmaya ve halifeyi tenkit etmeye başladı. Özellikle halifenin tüm iktidar gücünü elinde teksif etmesini şiddetle yerdi. Açıkça yaptığı bu uluorta konuşmalalar arasında Ebu Abbas halifenin kendi yanında oturarak halkın isteklerini dinlemesini ve halkın halifeden ne kadar hoşnutsuz kaldığını öğrenmesi gerektiğini açıkladığı halifenin casusları tarafından ona bildirildi. Bu Sultan-Halife Ubeydullah El Mehdi tarafından Ebu Abbas ve kardeşinin Halife'ye karşı sadakatlarından şüphe edilmesine ve hatta Kutama berberleri arasında gayet ciddi bir ayaklanmaya önayak olacaklarına bir alamet olarak tefsir edildi. 18 Şubat 911'de, yeni devlet ve halifeliğin kurulmasından iki yıl sonra, halife Ubeydullah El Mehdi'nin emri üzerine, kendine büyük bir ülke vermiş olan, dai Ebu Abdullah bin Şii ve kardeşi Ebu Abbas bir suikastla öldürüldü. Fakat Ubeydullah El Mehdi, dai Ebu Abdullah bin Şii için büyük bir devlet cenaze töreni tertip ettirildi. Onun öldürülmesinin bir hata olduğu ifşa etti ve öldürülmesi gereken kişinin kardeşi Ebu Abbas olması gerektiğini de bildirdi. Berber kabileleri dai Ebu Abdullah bin Şii'nin öldürülmesi üzerine yeryer ayaklandılar. Bu kişinin yakın olduğu Kutama kabilesi mensupları dai'nin cenaze töreninde hoşnutsuzluklarını gösterdiler ama halifenin bunların tehditlerine aldırmayıp atı üzerinde onlar önüne gidip kabahatin Ebu Abbas'da olduğunu ve dai'nin hiç kabahati olmayaip öldürülmesinin hatalı olduğunu bildirmesi onları yatıştırdı.
912'de oğlu El-Kaim'i veliaht ilan etti. Bu dönemde bazı Berberi kabileleri ve özellikle Hariciler ayaklanmalar yaptılar. Ama oğlu Kaim emri altında olan Fatimiler ordusu bu isyanları bastırmayı başardı.
Önce Sicilya, Fas ve Mısır sınırlarına kadar arazilerini genişletmeya koyuldu. Bu genişleme stratejisi Mısır'ı eline geçirmeyi de hedeflenmişti. Ubeydullah El Mehdi Mısır'a denizden hücum edebilmek için bir deniz donanması hazırlattı.
Sicilya adası 878'de Aglebiler tarafından Bizanslılardan ele geçirilmiş ve tipik bir Arap ülkesi olmuştu. Aglebiler devleti Ubeydullah El Mehdi tarafından ortadan kaldırılınca Sicilya'nın yönetilmesi de Fatımiler eline geçti. Belgelere göre Sicilya'daki ilk Fatımiler valisi Bin Ebu'l Favaris idi. Bu vali yerine 910'da Bin Ebu Hınzır tayin edildi. Bu vali Güney İtalya'daki limanlara ve sahil korsanlarına yaptığı hücumlarla ün yaptı. Fakat idaresinin halk için gayet zulümkar olması dolayısıyla 912'de Palermo ve Girgenti'de yaşayan müslümanlar bu vali aleyhine bir isyan çıkardılar. Fatimiler Halifesi Ubeydullah El Mehdi bu isyana bir çare olarak isyancılarla müzakerelere girişti ve adaya Ali bin Ömer el-Balavi adlı bir yeni vali atadı. Fakat isyancılar bu valiyi de kabul etmeyip yerine kendilerinin tercih ettikleri Bin Kurhup'u vali olarak idare etmesine yolaçtılar. Bin Kurhup'da efektif olarak idaresi altında bulunan Sicilya adasını Fatımiler tabiliğinden çıkarttı ve Abbasi Halifesi Muktedir'e bağlı olduğunu ilan etti. Fakat sonra Girgenti'de yaşayan Berber asıllılar diğer Araplarla birleşip Bin Kurhup'a karşı isyan çıkartıp onu tutukladılar ve idam edilmek üzere Ubeydullah El Mehdi'ye gönderdiler. Bundan sonra küçük isyanlar olmakla beraber Sicilya adası Fatımilerin bir valiliği olarak idare edildi.
913'de veliaht olan El-Kaim bi-Amrillah komutasında bir deniz filosunu Mısır'a gönderdi. Bu filo Mısır'ın güney Akdeniz kıyılarına yöneldi. Önce (günümüzdeki Libya'da)Trablusgarp şehrinin eline geçirdi. Fakat sonra Mısır'daki Abbasiler valisinin direnişe geçeceği haberi gelince geri döndü.
914'de Libya'da Fatimiler Trablusgarp valisi olan Hubasa bin Yusuf komutasında bir ordu Libya'da doğuya doğru ilerledi. Sirte ve Acabiyye'yi ellerine geçirdiler. 6 Şubat 914'de Barka (Bingazi) da Fatımiler eline geçti. Aynı yıl 7 Temmuz 914 veliaht El-Kaim komutasındaki büyük bir kara ordusu ile devlet merkezi olan Rakadda'dan ayrılarak Mısır'a askeri sefere geçti. Fakat Libya'da Fatımiler valisi olan Hubasa bin Yusuf daha El-Kaim'in ordusu kendine yetişmeden verilen emirlere de uymayarak 200 gemilik bir filo ile 27 Ağustos 914'de İskenderiye'yi eline geçirdi. El-Kaim'in Fatımiler ordusu karadan yürüyerek 4 Kasım'da ona İskenderiye'de yetişti. Fakat Fatımiler, Mısır'da Abbasiler valisinin merkezi olan Fustat'da doğru daha ilerlemekteyten Emir Munis komutanlığında Bağdad'dan gönderilen takviyelerle gayet güçlenmiş olan Abbasiler ordusu ile çatışmaya girmekten kaçındılar. El-Kaim ve Hubasa komutasındaki Fatimiler orduları geri çekilmek zorunda kaldılar. Ama El-Kaim Barka (Bingazi)'de bir ordu birliği bıraktı.
Ubeydullah El Mehdi önce Ağlabiler saray şehri olan Rakkada'yı başkenti yapmıştı. Sonradan Kayravan'dan 20 km kadar güney-doğuda olan bir sahilde kendi hükümdarlığı başşehri olarak kendi adını taşıyan Mehdiye adlı yeni bir şehir kurdurdu. Bu şehrin mevkii Gabes Körfezi üzerinde (günümüzde Susa ve Sfaks arasınsa bulunan) Endülüs'lu coğrafyacı el Bekri'nin sözleri ile denizi doldurma suretiyle elde edilen "suni bir platform" olan, yaklaşık 1.5 km< uzunlukta ve 0.75 km genişlikte küçük bir yarımada idi. Yeni şehrin sadece iki kale kapısı bulunmakta idi ve gayet kalın ve önce 8 (sonradan 8 daha eklenmiş) kulesi bulunan sarp surları vardı. Kale içinde saray, büyük evler, dükkanlar, depolar ve camiler bulunmaktaydı. Bu yarımadanın güney kısmına 916'da Mehdiye Büyük Camiii inşa edilmişti. Yedi yıl süren inşaat çalışmalarından sonra Ubeydullah el Mehdi yeni başkentinde 20 Şubat 921'de yapılan büyük bir törenle ikametini nakletti. Bu şehrin nüfusu beklenenden çok çabuk büyüdü ve daha Halife hayatta iken nüfus şehir surları içine sığmaz oldu ve Ubeydullah el Mehdi bu şehrin yanına Zavıla adlı bir peyk şehir de inşaa ettirdi.
Yeni kurulan Mehdiye başkenti bir deniz limanı olup Mısır'a denizden bir istila hareketine üs olmaya gayet elverişli idi. 919'da veliaht El-Kaim, komutasında bir Fatımiler ordusu ile ikinci bir Mısır seferi yaptı. Yeni kurulan donanma da bu sefere katıldı. 5 Nisan 914'de ayrılan ordunun öncüleri 9 Temmuz 914'de İskenderiyye önlerine yetişti. El-Kaim İskenderiye'ye girmeden şehir kenarından geçerek Mısır içinde buluan Abbasiler valilik merkezi Fustat'a gitmeye karar verdi. Fakat Abbasiler filosuna karşı, Fatımi ordusunu destekleyen Fatımiler filosu, içinde gayet deneyimli Bizans asıllı denizciler de bulunmasına rağmen, Rosetta'da yaptığı bir deniz savaşında mağlup düştü. Böylece Fatımiler ordusu için iaşe ve erzak tedariki imkansızlaştı. Fatımiler ordusu Fustas yakınlarına ilerledi ama Emir Munis komutasındaki Abbasiler ordusu birlikleri ile yapılan nispeten ufak çarpışmalarda Fatımiler birlikleri arka arkaya yenildiler. Bunun üzerine bu ikinci Mısır seferinde de El-Kaim Fatımiler ordusunu Barka (Bingazi)'ye doğru geri çekmek zorunda kaldı.
Bu sefer Halife Ubeydullah El Mahdi İfrikiye'nin doğusundaki Mağrip arazilerinde uğraşmak zorunda kaldı. 922'de bu Mağrip arazilerine eline geçirmek için bir askeri sefer gönderdi. Bu arazilerde kendi bağlı bir emirlik kurdurdu ama bu atanan emir bu arazileri kontrol edemedi. İberik yarımadasındaki Kurtuba'daki Endülüs Emevileri bu bölgenin kuzeyinde ve Fas'daki İdrisiler bu bölgenin batısında ayaklanmalar çıkartarak Fatımilerin bu bölgeyi tümüyle ellerine geçirmelerin mani oldular.
Ubeydullah El Mehdi 4 Mart 934'de Mehdiye şehrinde vefat etti. Yerine Fatımiler Halifesi olarak oğlu El-Kaim bi-Amrillah geçti.

Gelelim Hassan Sabbah Bağlantısına....!

Şia islamından gizli İsmaililerin 12 imamı var mehdici

Hasan Sabbah fedailerine öyle haşhaş içirip suikaste yollamıyordu

fedailer saklanan ismaili silsilesine ait gizli imamlara bağlıydılar

hasan sabbah ubeydulalh el mehdi ve onun devamından gelenlerin yardımcılığını yaptı fedailerde Mehdiye hizmet ettiklerini düşünerek ölümüne suikastler yaptılar...

ÇÜNKÜ
Ubeydulalh el mehdi  şia nın  ismaili kolunun gizli mehdisi  idi .....
Hasan Sabbah ta ona hizmet ettiği için  fedailer gözü kapalı Hasan Sabbah'ın  emirlerine uyuyorlardı.. Hassan Sabbah ile fatımi hanedanlığının bölgedeki etkinliğini çağrı ve tuğrul beyler büyük selçuklu impartorluğuyla bitiriyorlar bölgeyi türk islam kontrolü altına alıyorlar

  • Hasan Sabbah'ta Selçuklu'ya düşman oluyor Ubeydulalh El Mehdinin
    kurduğu veya döneminde en çok büyüttüğü fatımi devletini  Selçuklu yıkmıştır...
    Ömer Hayyam veya nizamülmülk le alakası yok direk Türklere düşman ismaililerin kontrol ettiği Fatımi devletini yıkmış Selçuklu Türkleri çünkü mehdi hadisi var mehdi benim soyumdan diyor... Aydınlatalım dedim...!


11 Şubat 2016 Perşembe

ANADOLU'DA ALTIN DERYASI.

   Asırlardır Anadolu da ki Medeniyetlerin onurunu taşımış, Türk’ün Örf, Adet ve Geleneklerini gelecek kuşaklarına bozulmadan aktarmış, Türklerin Anadolu’ya gelişiyle, Türk’ün vilayeti olmuş Erzincan, bugün Yabancı ve Yerli İşbirlikçi Sermayenin Talanına açılmıştır. Anadolu’da bir söz vardır “ Acıyı Onurla sırtlayıp taşımak” diye Erzincan insanı da tarihte her acısını, Katledilişini, Depremini, Ölümünü, Onuruyla sırtlayıp taşımıştır. Ancak Erzincanımız insanı ve Türk Halkı Bu Yabancı Sermaye Talanını suskunlukla sırtlayıp taşımasın.

Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyünde yüklü bir miktarda Altın Rezervi bulundu. ABD-Kanada ortaklığındaki Anatolia Minerals adlı şirket Çöpler Köyünü Talan etmeye başlayarak, 6 yılda 600 sondaj kuyusu açtığı köyde oldukça zengin bir altın madeni bulduğunu belirtti ve gerekli izinler için başvurdu. Daha sonra Anatolia Minerals Şirketi Erzincan da ki Altın Madeninin çıkarılıp, işletilmesi için dünyanın en büyük maden firması olan ünlü Yahudi Ailesi Rothschild’e ait Rio-Tinto ile anlaşmaya varıyor. Anatolia Minerals adlı şirket, Masrafların çoğunu üstlenen Rio-Tinto ile yaptığı anlaşma gereği Erzincan Çöpler Altın Madeni projesi Yahudi Ailesi adına yürütüyor. Bu anlaşmayla Rio-Tinto yıllık 500 bin dolar, Anatolia Minerals şirketi ise 216 bin dolar harcayacaktır. Bunun karşılığında ise Rio-Tinto gelirin %66.7’sini, Anatoli Minerals ise yıllık 1.5 Milyar dolar alması kararlaştırılıyor.

Bir çok Yerli Ortağı bulunun şirketin en öne çıkan isimleri ise Lidya Madencilik ve ÇALIK Holding’dir. Yahudi Ailesine ait Rio-Tinto’nun ortakları arasında ise İngiliz Kraliyet ailesi de yer alıyor. Ayrıca Rio-Tinto’nun Türkiye de ki bazı bankalarda hisseleri de bulunuyor. Bir başka husus da dünya da ki Altın ve Gümüş’ün %10’u, diğer madenlerin ise %50’si üç aile şirketinin ; 1- Rio-Tinto (Rothschild) 2- Bjlton BHB (Shell) Goldshild, 3- Angolo American AAC Oppenheimer.

Bir diğer vahim olan tarafı ise Bergama da ki gibi bir direnişin olmaması için Erzincan’ın ve İliç’in yöneticileri için 1 Haftalık Amerika Birleşik Devletleri gezisi düzenleniyor. Bu geziye ; Erzincan Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı, İliç Belediye Başkanı, Çöpler Köyü Muhtarı ve Siyasi Partilerin Temsilcileri katılıyor. İkna sayesinde Erzincan Toprakları Talana açılıyor. Hem Altın Madenlerimizin Sömürülmesi gibi bir vahim bir olay varken aynı zamanda Altın Siyanür ile çıkarıldığından Erzincan’ın Doğası Yok oluyor.

Son açıklanan verilere göre 31 Aralık 2012 itibariyle toplam 3,5 milyon ons, ortalama tonda 1,4 g/t cevher olmak üzere toplam 74,4 milyon ton görünür ve muhtemel rezerv söz konusudur. Çöpler Altın Madeni, 2012 yılı içinde toplam nakit maliyeti 375$ olmak üzere188.716 onsluk üretim yapmıştır.




Bu Şirketler işlettikleri madenin beyan ettikleri ocak başı satış fiyatının yanlızca %2’sini devlet hakkı olarak ödeyecekler ve giderlerini de beyan eder hiçbir şekilde KDV ödemeyecekler. Hem Altınlarımızı alacaklar, hem de Doğamızı, Yaşam alanlarımızı tahrip edecekler. Bizde buna göz  yumacağız